Sarı ışık korkutuyor beni. Bilmiyorum neden ama korkutuyor. Bunu düşünürken masadaki çayın yanında garsonun getirdiği kağıda sarılmış kesme şeker paketinin kenarlarını parmaklarımla eziyorum. İçindeki şekeri çıkarıyorum tek bir hamlede, şeker çıplak bir şekilde diğer elimin parmakları arasında duruyor.
-Haydi, geç kalıyoruz!
Çekiştiriyor kolumdan beni. Şehri pencereler ve ıssız sokak lambaları aydınlatıyor. Annemin yüzüne bakıyorum uzun uzun. Aklımda birkaç saat önce izlediğim Batman’ in o heyecanlandıran maceraları var. Onlara daldıkça annem daha da çekiştiriyor beni. Ona kızamıyorum o anda, çünkü kızacak yaşta değildim o zamanlar. Kızma işini şimdi yapıyorum, mekandaki sarı ışık boğazıma sarılıyor sanki. Sessizim. Kendi sessizliğim içinde camın ötesinden akıp giden insan selini izliyorum. Bunu yaparken bir şey lazım mı diyen garson bozuyor bütün dalışımı. Tıpkı annem gibi yapıyor, bir şeylere zorluyor beni. O annemden daha profesyonel bir şekilde yapıyor. Bir çay daha istediğimi söylüyorum. Masamdaki çaya dudağımı sürmedim. Garson soru sormadan alıyor önümden.
-Ananeni hiç üzmeyeceksin!
Ananeme hiç gitmek istemiyorum. İkimiz de biliyoruz bunu. Sessizce bir oyun oynama peşindeyiz. Sessiz sinema gibi ama kaç kelime olduğu ya da yerli mi yabancı mı olduğunu karşısındakine söylemeden. Bunda anneme göre oldukça iyiyim, annem benim diyemediklerimi anlamamakta ısrarcı. Bir sokağa giriyoruz hayalimde; sonunun belli olduğunu bilmediğim bir sokak burası hayalimde. Orayı silmişim nedense. Sadece pencerelerin ve sokak lambalarının ışığının gittikçe arttığı sahte bir cennet burası. O sokağın sonunda annem, şimdiki ben ve çocukluğum duruyor bir kapıya bakarak. Korkuyoruz üçümüz de, üçümüz de istemiyoruz orada olmayı. Annem annesine karşı yıllar önce istenmeyen bir evliliği yaptığı için ve gecenin bu saatinde dışarı çıkacağı için, çocukluğum annemden uzak kalmak ve ananemin o damarlı ellerinin başımda gezindiği, durmadan yaşlı kokan eskimiş eşyaların bulunduğu evde ananemin evimiz ile ilgili sorularına maruz kalmamak için. Şimdiki ben ise babamla evliliğinin bitmesine neden olan adamın yanına gitmesini istemediğim için. Üçümüz de istemiyorduk orada olmayı ve üçümüz de oradaydık.
Eskitilmiş duvarlarına bakıyorum mekânın. Allah’ım, ne kadar da ananemin evine benziyor. Üstelik bu duvarları yaptırmak için tonla para veriyorlar. Oysa içine birazcık hüzün koysalar bal gibi de çürür o duvarlar. Garson ikinci çayı getirip özenle masama indiriyor. Ellerim masanın üzerinde olduğu için titreşimini hissediyorum. Ufak bir titreme sonra yavaş yavaş hareketsizliğe gömülüş. Bir yerlerde derinden gelen bir müzik sesi var, dinlemeye çalışıyorum ancak olmuyor.
-Bende gelsem ya seninle
-Olmaz anneciğim, bugün okuldan arkadaşlarla işimiz var.
İnanmıyorum tabi. Somurtuyorum. İstemiyorum gitmesini. Biliyorum, gidecek ve şehir ışıklarının arasında kaybolacak. Gitmesini istememek adına mızmızlanıyorum yine; gözlerim doluyor, ağlamaya başlıyorum. Ağlamama dayanamaz biliyorum. Benimle gelecek diye umut ediyorum ama yemiyor bunu. Yoğun makyajlı yüzünde tek bir tepki bile yok. Bağırıyorum sonra, öyle bağırıyorum ki bir iki pencere açılıp bize bakacak sonrasında da cık cık sesleri eşliğinde kapanacak kadar. Annem ağlamama ya da ayrılmamıza değil de birilerinin onu ayıplamasına kızıyor. Patlatıyor ağzıma bir tane, ağzımın sus payı oluyor. Susuyorum, zaman uğulduyor zihnimde. Sokağın ucuna bakıyorum nedensiz yere, iyi hatırlıyorum. Köşede bir adam var, o adam. Annemin bana okuldan arkadaşım …Amcan dediği, tuvalete gidip geldiğimde kapı arasında başını omzuna koyduğunu gördüğüm adam. Siliniyor her şey, gözlerinin içine bakıyorum. Hissiz, soluksuz bir şekilde onu izliyorum. Fark ediyor her şeyi, bu sefer sessiz sinemada neleri anlattığımı bakışlarımdan şıp diye anlıyor. Gözleri doluyor birden, sürdüğü rimeller akıyor yanaklarından. Tokat attığı yere titreyen dudaklarıyla bir öpücük kondurup kapıyı çalıyor.
…
Kapı açılıyor. Sonunda geldi. O kadar beklediğim kadının ilk önce büzüşmüş ellerine bakıyorum nedensiz yere. Sessizim. Gözleri dolu dolu sarılıyor bana tıpkı o gece annesinin yaptığı gibi. Sanki o kapıda beni bırakmış ta bugün annesinin yerine geçmemiş gibi. Karşımda ananem var gibi. İnsan sevmediğine çekermiş derler. Farkında olmadan “anane” diyorum, zoraki ve utangaçlıkla karışık bir gülümseme beliriyor ağzında. İkimiz de ne demek istediğimizi iyi anlıyoruz. “Nasılsın?” diyor bana titreyen sesiyle. En son o gece gördüğüm anneme “bıraktığın gibi,” diyorum.