16 Mayıs 2023 Salı

KAHVE


    Işığı açmak için anahtarın düğmesine bastı, bunu yaparken de lambaya baktı karanlığın içinde. Camlarında sararmaktan başka bir renge bürünmüş gazeteler, etrafı görebileceği kadar ışık yaymıyordu odaya. Elleriyle önce tezgahı bulmaya çalıştı, önce ocağın üstüne dokundu. Bu iyi diye düşündü eline bulaşmış yağa karşın. Sonra dibindeki tezgaha dokundu. Tezgahta var olan bulaşığı hissetti. Önce bulaşıkların içinde aramaya çalıştı cezveyi, ancak bulamadı. Sonra kenarından dokunarak çekmeceyi buldu. İlk ve ikinciyi geçerek üçüncü sıradakine bakmak için çekmeye çalıştı ancak sıkışmıştı. Zorladı, ancak başaramadı. Telefonunun ışığını açmaya çalıştı ancak şarjı yüzde beş olduğu için fenerini çalıştıramadı. Üst rafları el yordamıyla aradı, bulduğunda ise birbirine bitişik iki kapaktan birini açtı. Tencerelerden birini aldı, ocağa koydu. Tezgahın diğer tarafına geçerken kokusundan bulabileceğini düşündüğü kahve kavanozunu aradı, düşüncesi yanıltmamıştı onu. Kavanozu açtı, kokuyu tekrar içine çekti. Koku ona babasına yaptığı kahveyi hatırlattı;  aktardan aldığı kahveyle eve geldiğinde evin içini tarifi benzersiz bir koku doldururdu. O anı hatırladı; bu kahvenin onunla, mutfağın ise buradaki mutfakla alakası yoktu.

İçeriden bir ses “Ne beceriksiz karıymışsın lan!” diye bağırtı halinde kulağına geldi. Korktu birden, baş parmağı ile damağını çekti. İçerideki adam telefonda durmadan birine bağırıyordu; “Sen bizi ne sandın koçum!”. Ne sanmış olabilirdi ki! Kadın düşündü, bulamadı. Adam “anam avradım olsun tanımam kimseyi ” diye ekledi sonra. Kadın yine düşündü; anasını neden bu işe karıştırıyor?

Durmadı kadın, işine devam etmek için tezgahtaki bulaşık olan kaşığı eline aldı, kahve kavanozuna daldırdı. Bir kaşık… iki kaşık… bu işler karmaşık… Çocukken arkadaşı Nezahat ile söylediği tekerlemeyi hatırladı, güldü. Durmadan güldü, gülmesini durduramadı. Gülmesi ile içindeki korkusundan kaçıp gitmek istedi, ama kaçamadı. Ocağın altını yakmak için kenarda duran çakmağı aldı. Birçok kez çakmasına rağmen yakamadı. Gazı açık tuttu. Keşke şu şovdakiler gibi sesi incelten gaz olsaydı dedi. Sonra buna da güldü. Gazı iyice açtı. Babasını düşündü; bir paket taze kavrulmuş kahve ile gelişini ve bir sabah hiç içmemek üzere hayattan gidişini. İçerideki adam “Ulan Yemen’den mi geliyor? Bir fincan kahve içiricen yarım saat beklettin amına koyayım” diye bağırdı yine. Kadın umursamadı, başı döndü birden, aldırdığı çocukları düşündü. Biri içerdekindendi, hatırladı. Ama adamı hatırlayamadı. Birden yığıldı yere; odada kahve ve gaz kokusu asılı kaldı.

1 Mayıs 2023 Pazartesi

ANAHTAR

 

 

Enes, babasının sesi ile oturduğu kanepeden kalktı, terliklerini hızlı bir şekilde giyip merdivenleri ağır aksak indi. Pazardan gelen babasının elindeki torbalardan birini aldı. Bu, poşetin tüm gücüyle içinde tutmaya çalıştığı kocaman bir karpuzdu. Her zamanki gibi diğer ufak poşetler yerine bunu almaya çalıştı. Babasının tüm kızmalarına rağmen zor da olsa yukarı taşıdı. Kapı kapalı olması nedeniyle babasını bekledi. Merdivende yavaş yavaş görünen babasının kapıyı görmesi ve ona bakışının sorular soran bir hal olmasıyla Enes bir sıkıntının var olduğunu anladı. Babası pazara gitmeden birkaç kere tembihlemişti anahtarı almadan dışarı çıkmaması için. O bunları söylerken, onun kafası biraz sonra oynayacak çizgi filmde olduğu için kulaklarının birinden girip birinden çıkmıştı. Üstelik abisi Ömer de dışarıda arkadaşları ile top oynuyordu.  Kulağının çekilmesi ile hem canının yanması hem de ortasında bırakmak zorunda kaldığı çizgi film gözlerinin dolmasına yetmişti.

Hızlı bir şekilde Ömer’i çağırdı babası. Ömer tüm çevikliğiyle şimşek gibi çıktı merdivenleri.  Sanki saatlerdir topun peşinde koşmamış, en güzel golleri o atmamış gibi yüzünde gözünde bir damla ter yoktu. O Ömer’di işte; dersleri hep pekiyi olan, okul takımının on numarası, anma törenlerinde Atatürk için yüksek sesle şiirler okuyanı, Çanakkale Türküsü’ nü koroda yanık yanık okuyanı, babası iki duble atınca yanında Zekai Tunca’nın “İmkansız” şarkısını söyleyeniydi. Yıldızı hiç barışmadı abisiyle, hiçbir zaman Ömer olamayacağından mıdır, yoksa aksak ayağından dolayı hiçbir zaman onun gibi pas atamayacağından mıdır nedir sevemezdi kardeşini.

Ömer “ben çıkarım,” dedi babasına. Babası, tek kelime söylemeden oğlunun durumu anlamasına “Aferin lan!” dedi gururla. Hafize Teyze’nin kapısı çalındı. Ömer kapıyı açan Hafize’nin elini öptü, balkondan onların balkonlarına geçmesi için izin istedi. Arkasındaki babası ve kardeşi onun konuşmalarından dolayı sessizce beklediler. Hafize teyze, alkolik babası ile konuşmadığı için yüzüne bile bakmadı. Enes ise yine kendi içine kapanık halde hala çizgi filmi düşünüyordu. Ömer, ayakkabılarını çıkarıp eline aldı, Hafize Teyze’nin “Kuran kursu nasıl?” sorusuna “okumaya geçtim”  diyerek gururla cevap verdi. Hafize Teyze, “şu kardeşine de biraz yardımcı ol, o da öğrensin,” dedi. Enes elif be te de kalmıştı. Babası kapıda içeride duyduğu konuşmalardan dolayı Enes’in kafasına bir şaplak attı. Enes hala çizgi filmdeydi.

Ömer, daha önceden de antrenmanlı olduğu balkona çıktı. Uzanacağı balkonun arasında birkaç adımlık boşluk bulunmaktaydı. Elinde tuttuğu ayakkabısını giydi. Harçlığıyla biriktirdiği bir halı saha ayakkabısıydı bu, Alex de Souza’nın giydiğinin çakması. Diğer ayakkabılarda yaptığı gibi bağcığını açmadan giymiyordu onu. Ayakkabıyı giydi, bağcıklarını içine soktu. Demirin kenarına çıktı, uzanması gereken balkonlarına uzandı, elleriyle balkon demirlerini tuttu.  Ayağını balkon demirinin köşesine attı. İçine koyduğu bağcıkların çıktığını fark etmedi. Ayağı ipe dolandı, dengesini kaybetti.

Babası ile Enes bir çığlık duydu sadece, Ömer’den gelen çığlık. Sonra Hafize Teyze’nin çığlığı eşlik etti Ömer’in çığlığına. Enes unuttu her şeyi, elinde düşmesin diye tuttuğu karpuzu, izlemek için can attığı çizgi filmi, duvar olan kapıyı, hatta yediği dayakları unuttu. Aksayan ayağını, aksayan kaderini, içine kapanan hayatını unuttu. Gittiklerinde yerde Alex’ in giydiği ayakkabının çakmasını giyen, sırtındaki formasında on numara yazan sarışın bir çocuk cansız bir şekilde yüzükoyun yatmaktaydı.

Ömer gitti, sonra da Alex gitti. Enes bir daha hiç çizgi film izlemedi.

 

Kocaman'dı!

    -Bunu söyleyemem ben ağbicim. Şey işte…Görünüyordu. Karşımda, elindeki izmariti izmarit işkence merkezi olan kül tablasında ezip büz...