Işığı açmak için anahtarın
düğmesine bastı, bunu yaparken de lambaya baktı karanlığın içinde. Camlarında
sararmaktan başka bir renge bürünmüş gazeteler, etrafı görebileceği kadar ışık
yaymıyordu odaya. Elleriyle önce tezgahı bulmaya çalıştı, önce ocağın üstüne
dokundu. Bu iyi diye düşündü eline bulaşmış yağa karşın. Sonra dibindeki
tezgaha dokundu. Tezgahta var olan bulaşığı hissetti. Önce bulaşıkların içinde
aramaya çalıştı cezveyi, ancak bulamadı. Sonra kenarından dokunarak çekmeceyi
buldu. İlk ve ikinciyi geçerek üçüncü sıradakine bakmak için çekmeye çalıştı
ancak sıkışmıştı. Zorladı, ancak başaramadı. Telefonunun ışığını açmaya çalıştı
ancak şarjı yüzde beş olduğu için fenerini çalıştıramadı. Üst rafları el
yordamıyla aradı, bulduğunda ise birbirine bitişik iki kapaktan birini açtı.
Tencerelerden birini aldı, ocağa koydu. Tezgahın diğer tarafına geçerken
kokusundan bulabileceğini düşündüğü kahve kavanozunu aradı, düşüncesi
yanıltmamıştı onu. Kavanozu açtı, kokuyu tekrar içine çekti. Koku ona babasına
yaptığı kahveyi hatırlattı; aktardan
aldığı kahveyle eve geldiğinde evin içini tarifi benzersiz bir koku doldururdu.
O anı hatırladı; bu kahvenin onunla, mutfağın ise buradaki mutfakla alakası
yoktu.
İçeriden bir ses “Ne beceriksiz
karıymışsın lan!” diye bağırtı halinde kulağına geldi. Korktu birden, baş
parmağı ile damağını çekti. İçerideki adam telefonda durmadan birine
bağırıyordu; “Sen bizi ne sandın koçum!”. Ne sanmış olabilirdi ki! Kadın
düşündü, bulamadı. Adam “anam avradım olsun tanımam kimseyi ” diye ekledi
sonra. Kadın yine düşündü; anasını neden bu işe karıştırıyor?
Durmadı kadın, işine devam etmek
için tezgahtaki bulaşık olan kaşığı eline aldı, kahve kavanozuna daldırdı. Bir
kaşık… iki kaşık… bu işler karmaşık… Çocukken arkadaşı Nezahat ile söylediği
tekerlemeyi hatırladı, güldü. Durmadan güldü, gülmesini durduramadı. Gülmesi
ile içindeki korkusundan kaçıp gitmek istedi, ama kaçamadı. Ocağın altını
yakmak için kenarda duran çakmağı aldı. Birçok kez çakmasına rağmen yakamadı.
Gazı açık tuttu. Keşke şu şovdakiler gibi sesi incelten gaz olsaydı dedi. Sonra
buna da güldü. Gazı iyice açtı. Babasını düşündü; bir paket taze kavrulmuş
kahve ile gelişini ve bir sabah hiç içmemek üzere hayattan gidişini. İçerideki
adam “Ulan Yemen’den mi geliyor? Bir fincan kahve içiricen yarım saat beklettin
amına koyayım” diye bağırdı yine. Kadın umursamadı, başı döndü birden,
aldırdığı çocukları düşündü. Biri içerdekindendi, hatırladı. Ama adamı
hatırlayamadı. Birden yığıldı yere; odada kahve ve gaz kokusu asılı kaldı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder