O gün dans ettik seninle gün
ışığında, hatırlıyor musun? Hatırlamazsan da kızmam inan bana. Çünkü ne bileyim
insan kızmıyor böyle şeylere, inat etmiyor durumun üzücü oluşuna. Bitmiyor ki
kendi içindeki saçma yalnızlık. Neyse boş ver bu seninle alakalı değildi. Evet,
sen diye bir şey var ama biz diye bir şey yok bugünkü günışığında. Biliyorum, o
dans eden çift biz değiliz ve çift bir şekilde kopup gidiyor dans ederken. İki
gölge yapışıyor duvara onlardan armağan, sonra onlar da gidiyor ardından, tıpkı
senin gölgen gibi. Senin gölgeni hatırladım birden ve sahibi olarak da seni.
Biliyorum, tamam rahatsız ettim seni. Evet, farkındayım ama anlatmazsın
gölgelere gidişi; o sıcak buharın havalanışını, gözlerindeki ışıltıyı, uçup
giden güvercinleri anlatamazsın. Bence insan anlatamadığı şeylere girişmemeli.
Buradan başlıyor tüm işin anahtarı; anlatma, bilme ve sevme. Ne kadar gidebilir
ki tüm hikayeler, nereye kadar gidebilir. Mösyö sizi ilgilendirmez dediğini
duyar gibiyim ama büyük ihtimalle dediğine de pişman olmuşsundur. Belki şu anda
bir gölgesindir, bir güvercin ya da sıcak bir buharsındır. Sonra sevişmişizdir
seninle bir öğle sonrası, sıcak buharlar altında. Gölgemizi izlemişimdir
nedensiz yere. O gün dans ederken gölgelerimizi oradan hatırlamışımdır. Her şey
biter diyorlar. Biliyorum bunu senin de tekrarlamana gerek yok. Tıpkı gölgeler
gibi biter, bir güvercin gibi havalanarak kaybolur ortadan, bir ağaç dalına
tüner tüm hikayeler ama biter yani, biliyorum. “Bu kadar hayal yeter, ben
gidiyorum” diyerek ayrılıyorum o gün, hiç bitmemiş bir öğlen vakti, sevişmiş
gölgeleri de zihnime de alarak. Bu kadar yürekten çağırmayabilirsin beni.
Kırılmam inan buna o dans edişimizi hatırlayabilirim belki, gölgelerimiz de
dans etti tabi. Yürüyüp giderken evime doğru selam veriyorum bakkala. Bakkal
selamımı almıyor, onun da gölgesi var. Gölgesi sevişiyor mu diye sormuyorum.
Sonuçta onun özel hayatı beni hiç mi hiç ilgilendirmez. Anahtarımı bulamadım
ama önemsemiyorum, kredi kartımla kapımı açıyorum saçma bir şekilde. Evde sen yoksun
ama ben geldim diye bağırıyorum. Annemin anıları hoş geldin diyor bana. Senin
olmadığın bir düzlem üzerinden annemle zaman geçiriyorum. Başımı okşuyor ama duvarda
gölgesi yok. Gülüyorum ona, bir çocuk gibi. Ne güzel gülümsüyorsun diyor, tıpkı
senin gibi. Elime beş lira sıkıştırıyor ve ben bakkala ekmek almaya gidiyorum.
Bakkala iki ekmek artanına da şeker verir misin, diyorum. Bakkal yüzüme salak
salak bakıyor. Gölgesi de bakıyor tabi. Niye bakmasın ki. Bir gün gölgesi
kaybolacak bu adamın diye düşünüyorum. O ise bana veresiye yok, zaten üç aydır
ödemiyorsun, diyor. Param elimde, diyorum yine bir mallık seviyesinde bana
akıyor gölgesi ile. Ekmeği alıyorum hızlıca, koşmaya başlıyorum bir koşucu
hızıyla. Bakkal da kovalıyor gölgesiyle, gölgesi geriden geliyor. Gölgesine
gülerken arabayı görmüyorum. Sert bir fren yapmaya çalışıyor araba ve
filmlerdeki gibi olmuyor çarpması kafamı hızlı bir şekilde çarpıyorum yere
arabanın yardımıyla. Gölgemizi
düşünüyorum sonra. Birbirimizin üstündeki gölgemizi. Bakkal yazık aklı gitmişti
deyiveriyor bana, ölü gözlerim gölgesine
bakıyor umutsuzca.