23 Haziran 2024 Pazar

Benim Bu Efendi Görüntüme Bakmayın

Benim bu efendi görüntüme bakmayın, o zamanlar belalıydım ben. Babamın beni yasaklarla sınamasına izin vermeyecek kadar kallavi bir asilik vardı kanımda. Kimsenin yasakçı zihniyetini kabul edemezdim. Beni ancak dayaklar ve ev cezaları ile yıldıracaklarını zannediyorlarsa doğru biliyorlardı. Çünkü hepimiz gibi ben de temel ihtiyaçlarının kölesi olmuş 9 yaşında bir çocuktum. Bu özelliğimi ve kola tutkumu bana karşı kullanmalarına izin veriyordum. Sonuçta düşman kuvvetlere biraz yem atarken kola keyfinden kaçmak olmazdı.
Bisiklet, her çocuğun kendi rüyalarında bir yerden bir yere gittiği, gittiği yerlerde “bi tur bineyim mi lan!” yalvarmalarına burun kıvırmak için var olduğu sanılan bir taşıttı benim çocukluğumda. Benim çocukluğumu küçümsemeyin, 9 yaşın yükü en az 35 yaşın yükü kadar ağırdır ve hayatta insanın yükü yaşı kadarken kaldırma gücü de yaşı kadardır. Her neyse fazla edebiyat okuyucuyu yorar diyelim ve konuyu dağıtmayalım, almıyordu Allahsız babam bu taşıtı. Evet, almıyordu. Bazen kenara çekip “annemle bir sorun mu var delikanlı? Evlilikte olur böyle şeyler” deyip bir hafta babaannemin yanında kalmayı teklif edecektim. Babaannenin o ıslak ve hedefi bir türlü tutturamadığı öpüşlerine ve dedemin ayaklarının yağlı peynir kokusunu çekerdim lan bisiklet için. Ama durum bu değildi. Sokaklar tehlikeliydi ve bisikleti hızlı kullanarak bir arabanın altına girmemden korkuluyordu. Ulan bırakın bu beni düşünen ayakları; yanımda püfür püfür sigara içerken, çocuklarınızı ekrandan uzak tutunuz uyarılarına rağmen “Sıcağı Sıcağına ” yı izlerken düşünmüyordunuz da şimdi mi düşünür oldunuz. Bunları şimdi diyebiliyorum, o zaman böyle şeyleri söylemek aklıma bile gelmezdi. Gelse de dilime gelemezdi. 
Neticede alınmadı bisiklet. Ben de “bir tur bineyim mi lan!” adamı olmuştum. Mahallede topu olan elemanken bu durum beni sıralamada baya bir aşağı düşürmüştü. Sadece o değil, bisiklete binmeyi bilmemem de büyük bir sorundu. Bu yüzden birinin bana bisikletini ödünç olarak vermesi ancak ve ancak mübarek günlerde halime acımalarıyla oluyordu. 
Öyle veya böyle bisikleti sürmeyi öğrendim. Ben de bisikletsiz iyi bir bisiklet sürücüsüydüm. Bazen insanlara bir tur binmek için para veriyor, bazen de sporcu kartları ile takas ediyordum. Bizim de kendimize ait bir piyasamız oluşmuştu. Kartları etraftan toplayarak, takas ederek büyük bir kumar ağının patronu olmuştum. Benim için oyun oynayan adamlarım bile vardı. Artık önümde kimse duramazdı. Babama reddedemeyeceği büyük bir teklif yapacaktım. Eğer kabul etmezse sabah uyanıp yorganını kaldırdığında yatakta bisiklet gidonu bulabilirdi. Her şey büyük krallığım için ilerliyorken babam yatağımın altındaki sporcu kartlarımı buldu. Beni Amerikan filmlerindeki gibi uyarıp sarılacağını düşünmüştüm. Eşek sudan gelene kadar dövdü. Bir hafta babaannemde kaldım. Suç örgütüm yıkılmıştı.  Benim bu efendi görüntüme bakmayın, o zamanlar belalıydım ben.

Arınma Kampı


-Kaç gün bitti.
-Abi bence sen bu arınma kampını beceremiyorsun.
  Emin, kimsenin göremeyeceği bir şekilde çalılıkların içinde ona verdiğim sigaranın son nefesini çekti ve izmariti ayağının altında söndürdü. Karanlığın içinde gözleri bir yer aradı, bulamadıktan sonra gökyüzündeki yıldızlara baktı. Boynu yukarı bakmaktan ağrıyınca çalılıkların ilerisinde üzerinde “Şenola Arındırma Tesisleri” yazan tabelaya baktı.
- Sen hiç izci kampına gittin mi?
- Yok abi. Nerden çıktı bu?
- Ne bileyim. Önceden çok özenirdim. Yani, çocukken. Hani vardı ya Hababam Sınıfı'nda.
  Yanımızdaki hışırtıya kulak kesildik. Kamil’i görünce rahatladık sonra. Kamil Şenola Arınma Kampı'nın muhasebe müdürüydü. Müdür dediğime bakmayın; tek muhasebeci o. Zaten bir kampa neden muhasebeci koyulur hiç anlamamıştık. O da bizim gibi anlamayanlardandı. Tiryakilikle mücadele vaat eden kampta haliyle sigara içmek yasak olunca çalılıkların arasında o da bizimle tüttürüyordu. Sigaraların teminini de o yapıyordu en kaçak şekilde. En yakın büfe bilmem kaç kilometre ötedeydi ve bir dal sigaraya bir paket parası ödeyecek olanların bulunduğu bir kampta iyi yere dükkan açmıştı. Herkes bilmesine rağmen sesini çıkaramıyordu. Çünkü bu kampta bir sigara için adam yaralayacak da çoktu. 
Bizi gördüğüne oldukça memnun bir halde sigarasını yaktı, dumanı üfledi suratımıza. Aklınca bizi sigara almaya teşvik ediyordu. Ancak almıştık hevesimizi. Oralı olmadık bu dumana karşı. Ufak bir kafa ile selamlaşmadan sonra Emin tabelaya bakmaya devam etti.
- Ne kadar verdin sen bu kampa
- Valla abi şirket hediye etti. Çalışanların sağlıklarına daha dikkat etmeleri için.
- Sigara molasına çıkmasınlar diye demiyorlar da.
Muhabbete Kamil de katıldı
- Bize burada sigara molası bile verdirmiyorlar
- Niye versinler Kamil? Burası bağımlılıkla mücadele kampı lan!
Kamil’in “haklısın,” manasında başını sallayışını yıldızların altında izledik ikimiz de. Bir hışırtı daha duyulunca üçümüz de o tarafa baktık. Gelen güvenlik görevlisiydi. Adam, ismini yüz defa söylemesine rağmen hepimiz ona "güvenlik" diyorduk. Üstelik hiç güvenilir olmamasına rağmen. O da sigaraya çıkmıştı. Daha doğrusu sigara için çalılıklara girmişti. Güvenlik, alkol bağımlılığı için geldiği kampta kredi kartı yetersiz çıkınca parayı ödemek için güvenlik olmuş, kendisinden memnun kalmamalarına rağmen günlük votka parasına onunla anlaşmışlardı. Cebinden matarasını çıkarıp büyükçe bir yudum aldı. Gözlerinin kırmızılığını görmek için yıldızlara hiç gerek yoktu. Herkesi selamlayıp toprağa oturdu. Hiçbir şey konuşmadan Emin abi gibi o da tabelaya baktı. Onlar bakınca Kamil de bakındı. Üçü birden bakınca ben de bakınıverdim. İşletmenin katılımcısı Şerif Bey çalılığa doğru geliyordu. Bu durumdan dolayı hepimiz hareketlendik ve çil yavrusu gibi dağıldık. Bu kaçışımız Şerif Bey in bizi yakalama ihtimalinden dolayı değil. Şerif Bey in seks bağımlılığı var ve çalılara tek başına geliyordu. Çalı kurallardan kaçış yeriydi ve biz de Şerif Bey’in burada kurallardan kaçmasını istemezdik.

Kocaman'dı!

    -Bunu söyleyemem ben ağbicim. Şey işte…Görünüyordu. Karşımda, elindeki izmariti izmarit işkence merkezi olan kül tablasında ezip büz...