Bıraktım
kardeşim, bıraktım. Artık can almıyorum. Geçende de istifamı verdim baş meleğe.
Umarsız şekilde bilgisayara bakıyor, masasına bıraktığım istifa mektubunu
görmezden geliyordu. Bilgisayarda soliter oynadığından adım gibi emindim. Ancak
kurumsal ve ölümsel olarak bunu yüzüne vuramazdım. Çünkü ben de işyerinde
soliter oynamaya bayılıyordum. Sonunda baktı kağıda gözlüklerinin arkasından.
Önce gözleri ayrıldı biraz ancak hemen kurumsal ve ölümsel kimliğine geri
döndü. Soliterini mahvetmiştim, belki gününü de öyle. Ancak dayanamıyordum can
almaya. Ruhların zorla geri dönmeye çalışmasını engellemekten nefret ediyordum.
Kaç kere diğer departmanlara atanmak istedim. Bir omuzda katiplik edebilirdim.
Nünker ve Nekir Personel Alım Sınavı’na hazırlanabilir, çıkmış sorulara
çalışabilirdim. Yani baktım o da olmadı… Hani anlarsınız ya… Tanıdık birini…
Şimdi günah demeyin… Torpil burada deli gibi döner. İyiyi ve kötüyü belirli
yerlere koyan sistemin kendisi onları öyle yaratmıyor mu? Bundan büyük
ayrımcılık mı var? Habil’in Kabil’den farkı neydi? İkisi de Adem’ in oğlu değil
miydi? Neyse…
İstifam kabul
edilmedi tabi gözlüklü soliter melek tarafından. Başka bir yere atayamazlarmış.
Bütün kadrolar doluymuş. Hem en kıyak iş bendeymiş. İnsanların bu taraftaki ilk
tanıştığıymışım. Elim yüzüm düzgünmüş. Ölümü getiren Kıvanç olsa ya da en
güzelinden Ana De Armas olsa ne yazar. Beni görünce aklının yarısını geçersiz
bir işlem yürütüp kapanıyor. Ama hayır
prezentabl önemliymiş. Prezentabl nedir? Diye sordum cesaret ederek. O değil de
bu sene cehennemi milyonuncu kez genişletecekler diye cevapladı. Kağıdı almak
istedim, benden hızlı davranarak buruşturup çöp kutusuna attı. Koltuktan
kalkarken ona somurtarak baktım. Ancak o çoktan soliterine dalmıştı. O oyununa dalmışken soruverdim: Hiç soruyor
musun kendine “Ben neden insanların
canını almak için görevlendirildim?“ diye. “Hayır,” dedi ve ekledi; “Sorarsan,
iş yapamazsın. “
Odasından
çıktım. Fazla soru soruyordum. Sorular buranın harcı değildi. Bizler ölüm
bakanlığı memuruyduk. Memur işini yapmalıydı. Mesai saatlerinde işini tamamlamalı,
ÖLKONUT taki evine gitmeliydi. Ona da ev denirse. Ancak yapıyordun bir şekilde,
ölüm memuru olarak yeryüzüne indiğim anlardan zevk alıyordum. Bazen etrafta
çığlıklar oluyordu, bazense derin bir sessizlik. Orada bana verilen isimle
sohbetimi başlatıyordum. İnanmıyordu bazen, bazen de yerde yatanın ölüm
nedenini tartışıyorduk öldüğünün farkına varmadan. Bana tutulup numaramı
isteyen bile oldu o karmaşa anında. En zevkli an ise mezarlıkta kendi kendinin
gömülmesini izlediği an. O anda anlıyor benim kim olduğumu. Benim anlatmama
gerek kalmıyor. Gülümsüyorum tüm saçmalığımla. Güleryüz önemlidir. Ölene bile
Güleryüz şart bence, geçen ay dünyadan getirilen bir kişisel gelişim uzmanı
ruhun liderliğinde bakanlık memurları olarak bir atölyeye katılmıştık. Adamın
anlattıklarından çok önemli şeyler çıkardım. Taze ölülerim için bunu
kullanıyorum. Ancak yoruluyorum, artık ruh taşımak istiyorum. Eğer olur da bir
tanıdığınız varsa bana başka bir iş için aracı olur musunuz? Numaramı versem
bile biliyorum ki korkunuzdan beni arayamazsınız. Eğer aklınıza gelirse ben
gelir sizi alırım. Nasıl şaka ama! İşimi sevmeden de olsa yapıyorum ve şakalar
yapmaya çalışıyorum. Size de tavsiye ediyorum. Güleryüz herkes için iyidir,
ölüler için bile