6 Temmuz 2025 Pazar

Güleryüz Herkes İçin Önemlidir!


Bıraktım kardeşim, bıraktım. Artık can almıyorum. Geçende de istifamı verdim baş meleğe. Umarsız şekilde bilgisayara bakıyor, masasına bıraktığım istifa mektubunu görmezden geliyordu. Bilgisayarda soliter oynadığından adım gibi emindim. Ancak kurumsal ve ölümsel olarak bunu yüzüne vuramazdım. Çünkü ben de işyerinde soliter oynamaya bayılıyordum. Sonunda baktı kağıda gözlüklerinin arkasından. Önce gözleri ayrıldı biraz ancak hemen kurumsal ve ölümsel kimliğine geri döndü. Soliterini mahvetmiştim, belki gününü de öyle. Ancak dayanamıyordum can almaya. Ruhların zorla geri dönmeye çalışmasını engellemekten nefret ediyordum. Kaç kere diğer departmanlara atanmak istedim. Bir omuzda katiplik edebilirdim. Nünker ve Nekir Personel Alım Sınavı’na hazırlanabilir, çıkmış sorulara çalışabilirdim. Yani baktım o da olmadı… Hani anlarsınız ya… Tanıdık birini… Şimdi günah demeyin… Torpil burada deli gibi döner. İyiyi ve kötüyü belirli yerlere koyan sistemin kendisi onları öyle yaratmıyor mu? Bundan büyük ayrımcılık mı var? Habil’in Kabil’den farkı neydi? İkisi de Adem’ in oğlu değil miydi? Neyse…

İstifam kabul edilmedi tabi gözlüklü soliter melek tarafından. Başka bir yere atayamazlarmış. Bütün kadrolar doluymuş. Hem en kıyak iş bendeymiş. İnsanların bu taraftaki ilk tanıştığıymışım. Elim yüzüm düzgünmüş. Ölümü getiren Kıvanç olsa ya da en güzelinden Ana De Armas olsa ne yazar. Beni görünce aklının yarısını geçersiz bir işlem yürütüp kapanıyor.  Ama hayır prezentabl önemliymiş. Prezentabl nedir? Diye sordum cesaret ederek. O değil de bu sene cehennemi milyonuncu kez genişletecekler diye cevapladı. Kağıdı almak istedim, benden hızlı davranarak buruşturup çöp kutusuna attı. Koltuktan kalkarken ona somurtarak baktım. Ancak o çoktan soliterine dalmıştı.   O oyununa dalmışken soruverdim: Hiç soruyor musun kendine  “Ben neden insanların canını almak için görevlendirildim?“ diye. “Hayır,” dedi ve ekledi; “Sorarsan, iş yapamazsın. “

Odasından çıktım. Fazla soru soruyordum. Sorular buranın harcı değildi. Bizler ölüm bakanlığı memuruyduk. Memur işini yapmalıydı. Mesai saatlerinde işini tamamlamalı, ÖLKONUT taki evine gitmeliydi. Ona da ev denirse. Ancak yapıyordun bir şekilde, ölüm memuru olarak yeryüzüne indiğim anlardan zevk alıyordum. Bazen etrafta çığlıklar oluyordu, bazense derin bir sessizlik. Orada bana verilen isimle sohbetimi başlatıyordum. İnanmıyordu bazen, bazen de yerde yatanın ölüm nedenini tartışıyorduk öldüğünün farkına varmadan. Bana tutulup numaramı isteyen bile oldu o karmaşa anında. En zevkli an ise mezarlıkta kendi kendinin gömülmesini izlediği an. O anda anlıyor benim kim olduğumu. Benim anlatmama gerek kalmıyor. Gülümsüyorum tüm saçmalığımla. Güleryüz önemlidir. Ölene bile Güleryüz şart bence, geçen ay dünyadan getirilen bir kişisel gelişim uzmanı ruhun liderliğinde bakanlık memurları olarak bir atölyeye katılmıştık. Adamın anlattıklarından çok önemli şeyler çıkardım. Taze ölülerim için bunu kullanıyorum. Ancak yoruluyorum, artık ruh taşımak istiyorum. Eğer olur da bir tanıdığınız varsa bana başka bir iş için aracı olur musunuz? Numaramı versem bile biliyorum ki korkunuzdan beni arayamazsınız. Eğer aklınıza gelirse ben gelir sizi alırım. Nasıl şaka ama! İşimi sevmeden de olsa yapıyorum ve şakalar yapmaya çalışıyorum. Size de tavsiye ediyorum. Güleryüz herkes için iyidir, ölüler için bile

 

Kocaman'dı!

    -Bunu söyleyemem ben ağbicim. Şey işte…Görünüyordu. Karşımda, elindeki izmariti izmarit işkence merkezi olan kül tablasında ezip büz...