Benim bu efendi görüntüme bakmayın, o zamanlar belalıydım ben. Babamın beni yasaklarla sınamasına izin vermeyecek kadar kallavi bir asilik vardı kanımda. Kimsenin yasakçı zihniyetini kabul edemezdim. Beni ancak dayaklar ve ev cezaları ile yıldıracaklarını zannediyorlarsa doğru biliyorlardı. Çünkü hepimiz gibi ben de temel ihtiyaçlarının kölesi olmuş 9 yaşında bir çocuktum. Bu özelliğimi ve kola tutkumu bana karşı kullanmalarına izin veriyordum. Sonuçta düşman kuvvetlere biraz yem atarken kola keyfinden kaçmak olmazdı.
Bisiklet, her çocuğun kendi rüyalarında bir yerden bir yere gittiği, gittiği yerlerde “bi tur bineyim mi lan!” yalvarmalarına burun kıvırmak için var olduğu sanılan bir taşıttı benim çocukluğumda. Benim çocukluğumu küçümsemeyin, 9 yaşın yükü en az 35 yaşın yükü kadar ağırdır ve hayatta insanın yükü yaşı kadarken kaldırma gücü de yaşı kadardır. Her neyse fazla edebiyat okuyucuyu yorar diyelim ve konuyu dağıtmayalım, almıyordu Allahsız babam bu taşıtı. Evet, almıyordu. Bazen kenara çekip “annemle bir sorun mu var delikanlı? Evlilikte olur böyle şeyler” deyip bir hafta babaannemin yanında kalmayı teklif edecektim. Babaannenin o ıslak ve hedefi bir türlü tutturamadığı öpüşlerine ve dedemin ayaklarının yağlı peynir kokusunu çekerdim lan bisiklet için. Ama durum bu değildi. Sokaklar tehlikeliydi ve bisikleti hızlı kullanarak bir arabanın altına girmemden korkuluyordu. Ulan bırakın bu beni düşünen ayakları; yanımda püfür püfür sigara içerken, çocuklarınızı ekrandan uzak tutunuz uyarılarına rağmen “Sıcağı Sıcağına ” yı izlerken düşünmüyordunuz da şimdi mi düşünür oldunuz. Bunları şimdi diyebiliyorum, o zaman böyle şeyleri söylemek aklıma bile gelmezdi. Gelse de dilime gelemezdi.
Neticede alınmadı bisiklet. Ben de “bir tur bineyim mi lan!” adamı olmuştum. Mahallede topu olan elemanken bu durum beni sıralamada baya bir aşağı düşürmüştü. Sadece o değil, bisiklete binmeyi bilmemem de büyük bir sorundu. Bu yüzden birinin bana bisikletini ödünç olarak vermesi ancak ve ancak mübarek günlerde halime acımalarıyla oluyordu.
Öyle veya böyle bisikleti sürmeyi öğrendim. Ben de bisikletsiz iyi bir bisiklet sürücüsüydüm. Bazen insanlara bir tur binmek için para veriyor, bazen de sporcu kartları ile takas ediyordum. Bizim de kendimize ait bir piyasamız oluşmuştu. Kartları etraftan toplayarak, takas ederek büyük bir kumar ağının patronu olmuştum. Benim için oyun oynayan adamlarım bile vardı. Artık önümde kimse duramazdı. Babama reddedemeyeceği büyük bir teklif yapacaktım. Eğer kabul etmezse sabah uyanıp yorganını kaldırdığında yatakta bisiklet gidonu bulabilirdi. Her şey büyük krallığım için ilerliyorken babam yatağımın altındaki sporcu kartlarımı buldu. Beni Amerikan filmlerindeki gibi uyarıp sarılacağını düşünmüştüm. Eşek sudan gelene kadar dövdü. Bir hafta babaannemde kaldım. Suç örgütüm yıkılmıştı. Benim bu efendi görüntüme bakmayın, o zamanlar belalıydım ben.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder