1 Mayıs 2023 Pazartesi

ANAHTAR

 

 

Enes, babasının sesi ile oturduğu kanepeden kalktı, terliklerini hızlı bir şekilde giyip merdivenleri ağır aksak indi. Pazardan gelen babasının elindeki torbalardan birini aldı. Bu, poşetin tüm gücüyle içinde tutmaya çalıştığı kocaman bir karpuzdu. Her zamanki gibi diğer ufak poşetler yerine bunu almaya çalıştı. Babasının tüm kızmalarına rağmen zor da olsa yukarı taşıdı. Kapı kapalı olması nedeniyle babasını bekledi. Merdivende yavaş yavaş görünen babasının kapıyı görmesi ve ona bakışının sorular soran bir hal olmasıyla Enes bir sıkıntının var olduğunu anladı. Babası pazara gitmeden birkaç kere tembihlemişti anahtarı almadan dışarı çıkmaması için. O bunları söylerken, onun kafası biraz sonra oynayacak çizgi filmde olduğu için kulaklarının birinden girip birinden çıkmıştı. Üstelik abisi Ömer de dışarıda arkadaşları ile top oynuyordu.  Kulağının çekilmesi ile hem canının yanması hem de ortasında bırakmak zorunda kaldığı çizgi film gözlerinin dolmasına yetmişti.

Hızlı bir şekilde Ömer’i çağırdı babası. Ömer tüm çevikliğiyle şimşek gibi çıktı merdivenleri.  Sanki saatlerdir topun peşinde koşmamış, en güzel golleri o atmamış gibi yüzünde gözünde bir damla ter yoktu. O Ömer’di işte; dersleri hep pekiyi olan, okul takımının on numarası, anma törenlerinde Atatürk için yüksek sesle şiirler okuyanı, Çanakkale Türküsü’ nü koroda yanık yanık okuyanı, babası iki duble atınca yanında Zekai Tunca’nın “İmkansız” şarkısını söyleyeniydi. Yıldızı hiç barışmadı abisiyle, hiçbir zaman Ömer olamayacağından mıdır, yoksa aksak ayağından dolayı hiçbir zaman onun gibi pas atamayacağından mıdır nedir sevemezdi kardeşini.

Ömer “ben çıkarım,” dedi babasına. Babası, tek kelime söylemeden oğlunun durumu anlamasına “Aferin lan!” dedi gururla. Hafize Teyze’nin kapısı çalındı. Ömer kapıyı açan Hafize’nin elini öptü, balkondan onların balkonlarına geçmesi için izin istedi. Arkasındaki babası ve kardeşi onun konuşmalarından dolayı sessizce beklediler. Hafize teyze, alkolik babası ile konuşmadığı için yüzüne bile bakmadı. Enes ise yine kendi içine kapanık halde hala çizgi filmi düşünüyordu. Ömer, ayakkabılarını çıkarıp eline aldı, Hafize Teyze’nin “Kuran kursu nasıl?” sorusuna “okumaya geçtim”  diyerek gururla cevap verdi. Hafize Teyze, “şu kardeşine de biraz yardımcı ol, o da öğrensin,” dedi. Enes elif be te de kalmıştı. Babası kapıda içeride duyduğu konuşmalardan dolayı Enes’in kafasına bir şaplak attı. Enes hala çizgi filmdeydi.

Ömer, daha önceden de antrenmanlı olduğu balkona çıktı. Uzanacağı balkonun arasında birkaç adımlık boşluk bulunmaktaydı. Elinde tuttuğu ayakkabısını giydi. Harçlığıyla biriktirdiği bir halı saha ayakkabısıydı bu, Alex de Souza’nın giydiğinin çakması. Diğer ayakkabılarda yaptığı gibi bağcığını açmadan giymiyordu onu. Ayakkabıyı giydi, bağcıklarını içine soktu. Demirin kenarına çıktı, uzanması gereken balkonlarına uzandı, elleriyle balkon demirlerini tuttu.  Ayağını balkon demirinin köşesine attı. İçine koyduğu bağcıkların çıktığını fark etmedi. Ayağı ipe dolandı, dengesini kaybetti.

Babası ile Enes bir çığlık duydu sadece, Ömer’den gelen çığlık. Sonra Hafize Teyze’nin çığlığı eşlik etti Ömer’in çığlığına. Enes unuttu her şeyi, elinde düşmesin diye tuttuğu karpuzu, izlemek için can attığı çizgi filmi, duvar olan kapıyı, hatta yediği dayakları unuttu. Aksayan ayağını, aksayan kaderini, içine kapanan hayatını unuttu. Gittiklerinde yerde Alex’ in giydiği ayakkabının çakmasını giyen, sırtındaki formasında on numara yazan sarışın bir çocuk cansız bir şekilde yüzükoyun yatmaktaydı.

Ömer gitti, sonra da Alex gitti. Enes bir daha hiç çizgi film izlemedi.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kocaman'dı!

    -Bunu söyleyemem ben ağbicim. Şey işte…Görünüyordu. Karşımda, elindeki izmariti izmarit işkence merkezi olan kül tablasında ezip büz...