16 Kasım 2022 Çarşamba

GÖLGE

 

O gün dans ettik seninle gün ışığında, hatırlıyor musun? Hatırlamazsan da kızmam inan bana. Çünkü ne bileyim insan kızmıyor böyle şeylere, inat etmiyor durumun üzücü oluşuna. Bitmiyor ki kendi içindeki saçma yalnızlık. Neyse boş ver bu seninle alakalı değildi. Evet, sen diye bir şey var ama biz diye bir şey yok bugünkü günışığında. Biliyorum, o dans eden çift biz değiliz ve çift bir şekilde kopup gidiyor dans ederken. İki gölge yapışıyor duvara onlardan armağan, sonra onlar da gidiyor ardından, tıpkı senin gölgen gibi. Senin gölgeni hatırladım birden ve sahibi olarak da seni. Biliyorum, tamam rahatsız ettim seni. Evet, farkındayım ama anlatmazsın gölgelere gidişi; o sıcak buharın havalanışını, gözlerindeki ışıltıyı, uçup giden güvercinleri anlatamazsın. Bence insan anlatamadığı şeylere girişmemeli. Buradan başlıyor tüm işin anahtarı; anlatma, bilme ve sevme. Ne kadar gidebilir ki tüm hikayeler, nereye kadar gidebilir. Mösyö sizi ilgilendirmez dediğini duyar gibiyim ama büyük ihtimalle dediğine de pişman olmuşsundur. Belki şu anda bir gölgesindir, bir güvercin ya da sıcak bir buharsındır. Sonra sevişmişizdir seninle bir öğle sonrası, sıcak buharlar altında. Gölgemizi izlemişimdir nedensiz yere. O gün dans ederken gölgelerimizi oradan hatırlamışımdır. Her şey biter diyorlar. Biliyorum bunu senin de tekrarlamana gerek yok. Tıpkı gölgeler gibi biter, bir güvercin gibi havalanarak kaybolur ortadan, bir ağaç dalına tüner tüm hikayeler ama biter yani, biliyorum. “Bu kadar hayal yeter, ben gidiyorum” diyerek ayrılıyorum o gün,  hiç bitmemiş bir öğlen vakti, sevişmiş gölgeleri de zihnime de alarak. Bu kadar yürekten çağırmayabilirsin beni. Kırılmam inan buna o dans edişimizi hatırlayabilirim belki, gölgelerimiz de dans etti tabi. Yürüyüp giderken evime doğru selam veriyorum bakkala. Bakkal selamımı almıyor, onun da gölgesi var. Gölgesi sevişiyor mu diye sormuyorum. Sonuçta onun özel hayatı beni hiç mi hiç ilgilendirmez. Anahtarımı bulamadım ama önemsemiyorum, kredi kartımla kapımı açıyorum saçma bir şekilde. Evde sen yoksun ama ben geldim diye bağırıyorum. Annemin anıları hoş geldin diyor bana. Senin olmadığın bir düzlem üzerinden annemle zaman geçiriyorum. Başımı okşuyor ama duvarda gölgesi yok. Gülüyorum ona, bir çocuk gibi. Ne güzel gülümsüyorsun diyor, tıpkı senin gibi. Elime beş lira sıkıştırıyor ve ben bakkala ekmek almaya gidiyorum. Bakkala iki ekmek artanına da şeker verir misin, diyorum. Bakkal yüzüme salak salak bakıyor. Gölgesi de bakıyor tabi. Niye bakmasın ki. Bir gün gölgesi kaybolacak bu adamın diye düşünüyorum. O ise bana veresiye yok, zaten üç aydır ödemiyorsun, diyor. Param elimde, diyorum yine bir mallık seviyesinde bana akıyor gölgesi ile. Ekmeği alıyorum hızlıca, koşmaya başlıyorum bir koşucu hızıyla. Bakkal da kovalıyor gölgesiyle, gölgesi geriden geliyor. Gölgesine gülerken arabayı görmüyorum. Sert bir fren yapmaya çalışıyor araba ve filmlerdeki gibi olmuyor çarpması kafamı hızlı bir şekilde çarpıyorum yere arabanın yardımıyla.  Gölgemizi düşünüyorum sonra. Birbirimizin üstündeki gölgemizi. Bakkal yazık aklı gitmişti deyiveriyor bana, ölü gözlerim  gölgesine bakıyor umutsuzca.

1 yorum:

Kocaman'dı!

    -Bunu söyleyemem ben ağbicim. Şey işte…Görünüyordu. Karşımda, elindeki izmariti izmarit işkence merkezi olan kül tablasında ezip büz...