Çıktığında hava kararmıştı. Evet, evet karanlıktı hava. Adam bağcıklarının bir kırbaç gibi şakladığı kaldırımlarda düşünüyordu. Her yer suspus bir şekilde adamı izliyordu; sokaktaki lambalar, kaldırım taşları, çöp tenekeleri… Bir şekilde ilerlemeye çalışan adam yolda izlenildiğinden dolayı durmadan arkasına bakıyor, etrafında duran parçaların deliler gibi hareket edebileceğini düşünüp duruyordu. Ancak öyle değildi. Etrafta bir sessizlik ve sessizlik içinde devinim vardı. Bütün eşyalar, bütün canlılar, havanın kendisi, gecenin karanlığı, tek tük görünen gece içindeki yıldızlar ve tüm kocamanlığı ile dolunay. Kısacası Dünya, içinde dönen bu adamı izliyordu. Belki de adam öyle hissediyordu. Adam bunları düşünerek yürüyüp duruyordu. Bir hedefe ulaşma ve bu ulaşmanın vereceği hazza kavuşmak istiyordu adam. Adam ne kadar az şey istiyordu hayatta. Bir şekilde bazı bazı gelen elektrik faturasının daha düşük gelmesini istediği olmuştu, ancak böyle bir Dünya bu yerde mümkün değildi. Adam bir kavşağa doğru ilerledi. Gecede bir tane araba bile yoktu, olsaydı adam arabanın da kendisini izlediğini düşünürdü. Birazcık rahatladı bundan dolayı. Farkında olmadan kavşak etrafında yürüyüp durdu.
Az kaldı birazdan… dedi kendine adam. Ama az kaldığı yoktu. Nereye gidiyordu ya da –birisi varsa eğer- kime gidiyordu? Kendine güldü adam. Bu gülüşün içinde rahatsız edici ya da kendinden uzak tutucu bir tavır vardı. Kimse uzak kalmak istemezdi bir şeylerden, adam da uzak kalmak istemedi aklından ancak sorularına cevap bulamıyordu. Adam niye yürüyordu?
Işığı yakıp söndürüyorum… Bir kadın sevdiği adamı bekliyordu pencere kenarında. Işığı yakıp söndürüyor, onunla olan anlaşmasının ortak hareketini yapmaya çalışıyordu heyecanla. İnsanların onun evine bakışlarından, bunun ne manaya geldiğini bildiklerinden haberi yoktu kadının. Karşı yolda sadece koca kavşakta dönüp duran üzerinde kırmızı eşofmanlı ve iplikleri hızlı yürümesinden dolayı ayakkabısı ile rodeo oynayan birini gördü. Adama zavallı diyerek birden ışıkları söndürüp durmayı bıraktı.
Aslında biz biraz eksiktik. Bu bir halı sahada yenilen tarafın kaptanının yenildikten sonra gururlu ve bir o kadar da bahanelere sığınan söylemiydi. Bu akşam 11-12 maçına getirdikleri kırmızı eşofmanlı ve ayakkabı bağcıkları normalden oldukça uzun olan adam “ben kendimi yormam, akşama yengeniz bekler,” demiş, tüm ekibin sırıtışına onun da gururlu sırıtışı eklenmişti. Maç oldukça çekişmeli ve tehlikeli başlamış, şampiyonlar ligi hızında olması nedeniyle oldukça sertleşmiş, ortak iddia olan tatlı kazancına ulaşabilmek için karşı takımın çılgın şutu adamın kafasında bir balon gibi patlamıştı.Suratinda patlayan topun etkisiyle adam, sert bir şekilde düşüp kafasını halı ile kaplanmış betona vurmuştu. Adam, oyuncuların şaşkın bakışları altında hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı, etrafa bakıp seri bir şekilde yürüyerek sahanın kapısını açtı ve karanlıkta gözlerden kayboldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder