16 Ağustos 2024 Cuma

Ne Oldu Acaba

Bir yağmur. Yağmur gibi değil ama, nasıl diyeyim; bir yerde sığınmışsın, yağmur yağıyor deli gibi; sonrasında güneş açmış, kimseye eyvallahı olmayan bir güneş. İçini kemiriyor. Öyle bir anda çıktım dışarı. 
Sokaklarda gürültülü bir kalabalık. Bir yerlere gidiyorlar durmadan ya da geliyorlar kimseye sormadan. Gülüp geçiyorum. Havanın kekremsi kokusunu içime çekmek zorunda kalıyorum. Bir rüzgar esiyor, rüzgarın içi sıcak. Denizin kenarına atmak için yarıyorum insan selini. Bir böcek sürüsü arasındayım sanki, kimse kimseye izin vermiyor. Kasvetli havaları sevmem diyorum kendi kendime, içimde ne varsa dökülür bir nar tanesi gibi. Denize gitmek için çabalıyorum, kalabalık tutuyor beni. 
Büfenin dolabından soğuk bira aldım. Bir yada birkaç tane. Şişenin soğuğu sıcak havayı görünce terliyor. Biliyorum denize kadar kan tadında olacak. Denizin etrafındaki büfelerden almıyorum, pahalı oluyor. Parasızlık sizi ister istemez hayatınız hakkında değişik kararlar almaya itiyor. Sıcak havada soğuk birayı taşımak gibi. Bira hamallıktır lafını hem eylem olarak hem de dolaylı olarak yaşıyorum. Büfedeki adam bozuk var mı diye soruyor sinirli sinirli. Daha parayı uzatmadım bile. Bir de parayı uzatsam neler olacak diye düşünüyorum. Büfe bebek poposu kadar. Sıcak içine işlemiş. Kapıdaki dolabın arkasındaki sıcak hava bir şekilde içeri giriyor. Adam terli mi terli. Birden “Kapat abi dükkanı, gel denize inelim," diyorum. Adam beni dinlemiyor para üstünü verirken. Yukarıdaki küçük televizyonda Babam ve Oğlum’dan bir replik: “açeydim gollarımı, gitme deyeydim”
Denize indim sonunda, her şeyi çözer dediğim deniz odunu yeni atılmış bir soba gibi yakıyor bedenimi. Sırtımdaki tişört derime yapışacak sanki. Sırtımdaki çantamın fermuarını açıyorum; mayo almamışım, havlu yerine ise küçük bir el havlusu almışım karıştırarak. Çantanın içindeki boşluğa mı yanayım yoksa sırtıma almayayım içi dolu diye elimde taşıdığım biraların parmaklarımı acıtmasına mı? Bir şezlong kiraladım. Üzerine oturduğum plastik oldukça sıcak. Bir parça olan havlunun üzerine oturdum. Biramı açarken açma halkasının ucu elimde kaldı. Kapağı açmak için dişime götürdüğümde sivri kenarı ile dudağımı kestim ama kapak açıldı. Bir yudum aldım ılık biradan. Dudağımdaki kan ile köpüklü biranın ağzımdaki garip tadını sıcağa karşı kullandım. Evet, bir yerde hayat güzel gibi geldi, kim ne dersin insanın nefes alabildiği bir yaşam dilimi var ve bu yaşam dilimi ile insan kendine tatlı mı tatlı hayaller kurabiliyor. Şimdi hayal kuracak durumda değilim tabi; sadece sıcak var. Karşıda suyun içinde oynayan ve yüzen insanları izliyorum. Onlarda sanki zorunluluk yok gibi geliyor bana; deniz bir ihtimal onlar için, bir seçenek. Hayatlarında daha mutlu edecek şeyler varken saygılarından denize gelmişler gibi hissediyorum, tıpkı tatile gitmek yerine köyde anne ve babalarını görmeye gitmeleri gibi. 
Güneş yeniliyor yavaş yavaş geceye, ikinci biranın biteli oldukça zaman oldu. Bu süreçte bol bol tuvalete gittim. Geldiğimde içi boş olan çantamın ortada olmadığını fark ettim. İyi niyetli hırsız havlumu çalmamıştı ya da tenezzül etmemişti. Buna nedensizce sevindim. Havanın sıcağı kırılıyor hafiften arkadaki büfeden iki bira daha alıyorum normalinin iki katı fiyatta. Olsun diyorum, bu kadar kira  ödüyorlar.  Sonra içime abim kaçıyor ister istemez; aylık ne kadar kazanıyor acaba? Birden onu arama isteğiyle yanıp tutuşuyorum, telefonu çevirip onu arıyorum. Telefondaki güzel sesli olmayan kadın ödenmemiş faturam olduğunu ve telefonun aramalara kapalı olduğunu söylüyor. Abimle görüşebilmem için aklına gelmem lazım, aklına gelmesini bekliyorum biramı içerek. Gelmiyorum. 
Dördüncü biramı da bitirdim. Artık akşam karanlığı güneşi eline alıyor. İnsanlar ayrılıyor yavaş yavaş; önce denizden, sonra sahilden. Sahil sessizleşiyor, dalgaların sesi esir alıyor yavaş yavaş her yeri. Uzaklarda bir yerde yüksek sesle bir müzik var, genç bir çocuk kalınlaştırmaya çalıştığı sesiyle Cem Karaca’nın bir şarkısını oldukça kötü söylüyor. Yine de eşlik ediyorum:
Çok yorgunum 
Beni bekleme kaptan.
Şarkının devamını sahilden ayrılırken elimde poşet ,kolumda havlu ile söylüyorum. "Sesim fena değil he," diye kendimi övüyorum sessizce. Sesli de söylesem kimse duymaz gerçi. Elimdeki siyah poşeti ve gündüzün bütün anılarını da çöp kutusuna atıp evime yollanıyorum

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kocaman'dı!

    -Bunu söyleyemem ben ağbicim. Şey işte…Görünüyordu. Karşımda, elindeki izmariti izmarit işkence merkezi olan kül tablasında ezip büz...